Ertan
Kullanıcı
| Gönderilenler: 56 |   | Kanaat Notu: 13
|
SANAL ALEM - 2007/03/21 10:33
Teknolojinin gelişmesi ve birçok açıdan hayatımız için bulunmaz bir nimet olduğu bu dönemde, ne kadar acı ki, saçma sapan olaylar da yaşamamıza girmeye başladı…!
Hemen hemen hergün "Sanal Aşk"lar yaşanmakta . Şu veya bu nedenle aşk ihtiyacı olan kimseler, aslında aşk olmayan bir durumu, kendi yarattıkları senaryolar içinde aşk diye yorumlayıp, buna göre davranıyorlar. Hani böyle davranıp da eğlenseler, diyecek bir şey yok elbette. Ama karşı taraf bir aşk ve bir aşk senaryosu içinde olmadığından, sanal aşkları bu kez acı veren aşk şekline dönüşüyor. Yani karşılığını alamıyorlar, alamayınca da yanlış üstüne yanlış yapıp üzülüyorlar.
Çok uzun süre sevgilisi olmadan yaşayanlar, ailesinin baskısı yüzünden kimseyle flört edemeyenler, çok uzun, kötü ve heyecansız bir evliliği yeni bitirmiş olanlar... Böyle yaşamış kişiler mutlaka bir aşka ihtiyaç duyar. Uzun süre heyecandan uzak kalmak insanın doğasına aykırıdır ve en çok aranan heyecan da aşktır.
Eğitimli… eğitimsiz… evli… bekar… yaşlı… genç… fark etmiyor. Bir çoğu farklı bir kimliğe bürünüp kendi gerçek kişiliğini sakladığı için, ekran başında rahat rahat bir şeyler yaşıyorlar.
Saçmalık dediğim şey tam da burada başlıyor aslında… çünkü başlangıçta çok fazlasıyla işlerine gelen bu durum, zaman içinde psikolojilerinin bozulmasına neden oluyor. Yapılan davranış, kendi içinde düzenli ve dengeli bir formda olmadığı için, ilerleyen zamanla birlikte en hafifinden “suçluluk psikolojisi”ne neden oluyor. Sanal bir dille söylersem içimizde bir virüs var temizleyene helal olsun.
SANAL MEKTUP
Sevgili sanal arkadaşım , Kandırma kendini; okudukların sadece soğuk harfler.
Baktığın şey kağıt değil, yazılarsa eski, güzel kalemlerden çıkmış satırlar değil. Hayat artık daha kolay; masanın üstünde biriken kağıt yığınları yok, kaleminin mürekkebi bitmiyor, gömlek cebinde ise lekeler oluşmuyor artık…
Dayanmaya çalışıyoruz, ama kolaylık her zamanki gibi ezip geçiyor. Düşünceleri, duyguları okumak için para ödemek zorunda değiliz aldığımız bir kitap ardından. Hatta bu satırları yazarken arka planda çalan “mp3″ melodileri dinlerken ben de o melodilere emek harcayanları hiçe sayabiliyorum… Kitap kokusunu alamamanın burukluğu ve elinde “somut” bir şey tutmadan fikirlere ulaşmanın “garip”liği dolaşıyor etrafımızda…
Kitaplar da gidecek, biliyorsunuz değil mi? Yavaş yavaş ağırlıksız ve bedensiz düşünceleri okuyacağız. Okurken de yazanın el yazısından kişiliğini anlama lüksünü kaybettiğimizi fark edeceğiz.
Önümde “17 inch” bir “kağıt” ve ellerimin altında 106 tuşun 30 - 35 tanesinin dışındakilerini pek kullanmadığım bir kalem var. Arkamda duran “eski” ve “güzel” kitaplara sırtımı dönmüş yazıyorum. Her şey daha kolay ve çabasız?
Gözlerimi hafif sağa kıpırdattığım zaman kimlerin bu “sanal” dünyanın içinde gezindiğini görebiliyorum. Onlar bir sandalyede otursalar da artık orada değiller. Yumuşak hatlı nesnenin üzerindeki tuşlara dokunarak dünyanın başka bir ucundaki, nerede, nasıl durduğunu bile bilmedikleri ve hatta düşünmedikleri bir bilgisayarın “HardDisk” ini çalıştırıp oradaki “birler” ve “sıfırlar”dan nasiplerini alıyorlar…
Kaçıyoruz galiba “her şey” den buralarda. Somut olamayan insanlar ve somutlaşmak istemeyen düşünceler uçuşuyor etrafta. İletişim yanıp sönen “imleç” anlamına geliyor aslında ama ne çok duygular yüklüyoruz sınırlı harflere ve silikçe duran satır sahiplerine. Yaratmanın uzağında dolaşırken, diğer yandan da yarattığımızı sanıp “ASCII” güllerle ilan-ı aşk ediyoruz sanal güzelliklere… Özetle canlı dostluklar, mektuplar özleniyor.
|